Bir söz vardır, belki biraz kaba ama söyleyince de cuk diye yerine oturuverir. “Birisi oturduğu yerden kalkmıyorsa altını doldurmuş demektir”.

 

Beşeriyetin yüzyıllardır şahit olduğu, insanî fıtratın belki de doğal sonucu olarak, koltuğunu kaybetmek istemeyenler listesine birisi daha eklendi. Xi Jinping! Lâkin, hemen söylemek gerekir ki mezkur sözümüz Xi için geçerli olmayabilir.

Kimse sütten çıkmış ak kaşık değildir. Fakat meseleler o kadar girift, o kadar hayrete düşürecek cinsten ki ezbere bildiğimiz bazı denklemler bizi bu hususta yanıltabilir. Zira Xi, farklı birşeylerin peşinde.

Xi’yi Anlamaya Çalışmak

Birçoklarına göre bu değişiklik kısa ve orta vadede istikrar getirecekse de uzun vadede belirsizlikleri artıracaktır. Tamamen yanlış olmasa da bu tarz söylemler meselenin özünü yakalayamamış tespitlerdir.

Esas mesele bu süreçte Xi’nin, nasıl şahısların ve kurumların hesap verilebilirliğini artıracağıdır? Bazı kurum ve kuruluşların başındaki isimler halkın hakkını yiyorsa Çin tarihine geçmeye ant içmiş Xi, bunlara göz mu yumacak? Adalet sisteminin kapsamı kimlere kadar genişleyecek? Hukuk suça bulaşmış partililerin çıkarına hizmet edecek mi? Bunların cezasına adil bir mahkeme mi karar verecek, gücü elinde bulunduranlar mı? Çin tarzı sosyalizmde sıkça tekrar ettikleri hukukun üstünlüğü(法治) tam olarak ne demek oluyor? Xi neden bu kadar hukukun üstünlüğü vurgusu yapıyor? 40 yıldır söylediklerini lafta bırakmayıp hayata geçirmiş, koca bir milletin takdirini ve güvenini kazanan başarılı bir parti hukukun üstünlüğüne bu kadar vurgu yapıyorsa bunun arkasından ne gelecek? İyiden iyiye gücünü artıran Xi’nin hukuk vurgusu bir aldatmaca mı? Gücü elinde toplamış tek adam nasıl olur da hukuku ayağa kaldırabilir? Partinin yumruğu zaten çok güçlüyken, neden parti ve devletin daha da bütünleştirilmesi isteniliyor? Kanuni yönetim için partinin yeri neden sağlamlaştırılıyor? Denetimlerde partinin rolu mü artırılacak? Denetimlerde kanuniliğin esas alınmasına dair vurguların sebebi nedir? Xi’nin iki dönem sonrasında da başta kalmak istemesinin sebebi bir türlü sıra gelmediği için ertelemek zorunda kaldığı adımı var mı, varsa bu hangi adım? Ülke zaten bilim ve teknoloji ile büyüme yoluna girmiş durumdayken Xi’nin tarihe damga vurmasını sağlayacak adımı hangisi? Bu adımın keyfiliğe değil kanuna göre yönetim ile bir alakası var mı?

Şunu demeye getiriyoruz. Bu işte bir iş var. Hem de yabana atılmaması gereken bir iş. Görünüşte iki dönem uygulamasının kalkması sol cenah için sevindirici olabilir ama sonuçları itibariyle sevinen Çinli liberaller olacak gibi.

İki dönem limitinin kaldırılışı kafa patlatılması gereken çok önemli bir konu çünkü batının liberal değerleriyle tarttığımızda böyle bir değişikliğin sonucu ülkeyi diktatörlüğe ve onun keyfi yönetimine götürür. Hukukun ve kanunun yerini şahsi menfaatler alır. Gücü elinde tutan tek adamın, hukuku kendi çıkarları için işletmesi yetmez. Ayrıca tek adam, kendisinden kopmalarını istemediği insanları desteklemek ve beslemek için onların da hukuksuzluklardan faydalanmasına göz yumar. Dolayısıyla tek adam rejimi hukuksuzluğu, hizipleşmeyi, yolsuzluğu beraberinde getirir. Fakat sözkonusu Çin ise batının bildiği bu denklem doğru sonucu vermeyebilir.

Ne demeye çalışıyoruz? Çin tarzı sosyalizmle ekonomik liberilizasyon gerçekleştiren Çin, Xi ile beraber Batı’yı şaşırtacak hatta bir “diktatörden” hiç beklenmedik hukuki açılımlar gelebilir. Bu batının anladığı tarzda bir hukukun üstünlüğü olmayabilir. Nasıl ki bizim anladığımız demokrasi ile onların anladığı demokrasi aynı değil bunda da içine Çin sosu katılmış, liberalleri mutlu edecek bazı sonuçlar doğurabilir.

Parti Neden Daha Güçlü Hale Getiriliyor?

Parti neden kendini daha fazla devletin merkezine oturtmaya çalışıyor. Zaten merkezinde değil mi? Bu endişe neden?

Şurası açık ki partide endişe hakim, bu endişenin baş müsebbibi ekonomik kriz. Batı Çin ekonomisini pohpohlarken, tam aksine Çin adeta her an herşey olabilirmiş gibi davranıyor, çok tedirginler, finansal riskleri azaltmaya çalışmanın, yeni kurumlar kurmanın, bakanlıklar kurmanın, yönetimi daha efektif hale getirmenin en büyük sebebi bardağı taşıracak o son damlanın düşmesini engellemek gibi gözküyor.

Çin’de partiden daha büyük bir güç yok gibi gelebilir bize ama partiden daha büyük, partiyi en fazla zorlayacak güç halktır. Zaten ÇKP de halkını arkasına alamamış hiçbir partinin ayakta kalamayacağını söyler.

Parti kendi halkıyla karşı karşıya gelmek istemiyor. Peki, parti halkıyla nasıl karşı karşıya gelir? Yanlış dışpolitika ve ciddi bir ekonomik kriz herşeyi başlatan bir kıvılcım olabilir. Partinin gücünü anayasa ile hatta şahıs ekseninde güçlendirmesinin en büyük sebebi işte bu ilk kıvılcımdan çok çekinilmesi gibi gözüküyor.

Özellikle Trump’ın Çin karşıtı söylemleri, ticaret savaşı tamtamları partiyi kendi gücünü arttırmaya itiyor olabilir. Parti, dünyanın çok çalkantılı bir sürece girdiğini düşünüyor muhtemelen. Gemiyi sağ salim karaya çıkartabilmek için parti gücünün artırılması yetmiyor aynı zamanda güçlü bir lider ortaya çıkartılıyor. Bu arada Mao örneğini ÇKP liderlerinin gözardı etmesi biraz ihitmal dışı, fakat ülkenin ekonomik parametreleri ve dünyanın gidişatı partiyi böyle bir önlem almaya itiyor.

Dünyada sağ partiler yükselişte, liderlerden artık daha çok popülist söylemler duyuyoruz.Dünya adeta Birinci Cihan Harbi öncesi vaziyeti alıyor.

Çin’de çıkacak olası bir ekonomik kriz bütün dünyayı sarsar. Sadece ekonomik kriz değil, toplumsal istikrarsızlık dahi etkileyebilir. Nasıl Suriye’deki iç savaş AB’yi etkilediyse, Çin’in nezle kapması bütün dünyayı hapşurtur.

Antiparantez, Çin’in asla demokratikleşme yoluna girmemesi gerekir. Çin’in demokratikleşmesi kendilerinin ve dünyanın sonu olur. Batı bunun ne kadar farkında tartışılır fakat Çin yeterince farkında.

ÇKP’nin meşruiyeti halkının memnuniyetine dayanır. Az önce yazdığımız üzere ekonomi bunun için çok önemli ama halk aynı zamanda adalet ister. Partinin halkıyla karşı karşıya gelmemesi için adaletin de tesis edilmesi gerekiyor ve zaten bu yolda atılan adımlar mevcut.

Bir devlet gerçekten bir süpergüç olmayı hayal ediyorsa ekonomik, politik ve askeri güç yetmeyebilir. Hukuk da en az bu alanlar kadar kuvvetli olmalıdır. Çin bunun da farkında. Açılım ve reform sürecinin 40. yılı 2018’de Çin’den dünyayı şaşırtacak liberal adımlar gelebilir.

Somut Örnekler Üzerinden

Daha somut örneklerden konuşmak gerekirse Economist’te çıkan bir yazı Çin’de mahkemelerin daha iyi hâl aldığı yönünde. Fakat davaların ÇKP’ye tehdit oluşturmaması gerekiyor.

New York Times da çıkan bir haber de Çin’de mahkemelerin daha özgür olmaya başladığını fakat halen limitlerinin olduğundan bahsediyor. Yazıda Xi’nin mahkemelerin daha adil olması gerektiğine dair düşüncesi paylaşılıyor. Neticede bu tarz gelişmeler kamu güvenini de artıracaktır. Ayrıca yazıdan öğreniyoruz ki Çin’de kurumların bağımsız olması için uğraş sözkonusu değil, efektif olmaları, amaçlarına hizmet ediyor olmaları önemli.

Bunların manası açıkça hukuk sisteminin güçlendirildiği ve formalize edildiği anlamına geliyor. Mahkemeler biraz daha bağımsız, profosyonel hale getiriliyor.

Demokrasi olmadan şeffaflık ve hesap verilebilirlik olur mu bunu zaman gösterecek.

Velhasıl

Deng Xiaoping’in başlatmış olduğu açılım ve reform süreci Xi ile beraber farklı bir evreye girecek. En azından Xi bunu planlıyor gibi gözüküyor. Ayrıca 2018, açılım ve reformun 40. yılı. Çin’de yirmi ve katlarına çok önem atfedilir. Önemli açılımlar olacağı muhakkak. Bunlardan bir tanesi basına çok yansıyan şekliyle Çin’in içpazarını yabancılara daha çok açması fakat değişim ve dönüşüm bununla sınırlı kalmayacaktır. Yavaş yavaş da olsa çok ağır da olsa Xi’nin aklında hukuki sistemde bazı reformlar var. Bu durum birçokları tarafından “diktatörden” beklenmeyen hamleler tarzı yorumlar alacaktır.

Xi’nin 2013’ten beri olan yönetiminden anlıyoruz ki “Çin tarzı sosyalizme” sıkı sıkıya bağlı. Dolayısıyla Çin’in demokrasi anlayışını da hukuk üstünlüğü anlayışı da sosyalizmi nasıl yorumladıkları ile ilgili.

Önümüzdeki süreçte Xi’nin uzun süre başta kalacağını varsayarsak ideolojik vurgu ülkede artacaktır.

ÇKP’nin özellikle Xi’nin “Çin tarzı sosyalizmden” ne anladığı çok önemli. Zannımızca, Xi, kafasında “Çin tarzı sosyalizmi” adeta bir şeriat gibi kodlamış durumda. Nasıl dini bütün müslüman hayatını inancının belirlediği haram ve helaller çerçevesinde yaşar. Xi de sosyalizmin etkisiyle benimsediği veya olması gerekeni düşündüğü sistemi  düsturları partinin çıkarlarını da göz önünde bulundurarak sosyal hayata daha çok yansıtmaya çalışacaktır.

Xi yapacağı reformlarla Çin tarzı sosyalizmi daha ilerilere taşıyacağını düşünüyor olabilir. Bu özelliği itibariyle Xi kendisini adeta “Çin tarzı sosyalizmin” müçtehidi belki de müceddidi olarak bile görüyor olabilir. Kendisini böyle önemli bir noktada gören birisi için elbette uzun yıllar boyu ülkeyi yönetmesinde sıkıntı yok. Zaten o kadar hırslı ve o kadar çok icra etmek istediği şey var ki 10 yıl kendisi için yeterli gelmiyor.

Kendisine iki çift kelam edecek olsak ifadelerimiz “bu kadar hırslı olmaması” yönünde olurdu.

İki dönem limitinin kaldırılması ne getirir, ne götürür kafa yormak lazım. Fakat görünen o ki Xi, Çin’e her yönüyle bir “Kanuni” devri yaşatacak.

Bu Yazıyı Alıntıla:  

Emre Konak, "Xi, Sosyalizmin Müçtehidi Mi?," China Pulse, 19 Mart 2018, https://cinnabzi.com/xi-sosyalizmin-muctehidi-mi/,21 Haziran 2019.

[xhshop-btn-gratuity class=”buybutton”]BAĞIŞ[/xhshop-btn-gratuity]