Türkiye çok kötü yakalandı. Döviz krizi kapıda. DW Türkçe’ye konuşan üst düzey bir bankacı “Bundan sonra bankacılık sektörünün en büyük korkusu, dışardan borç para bulamamak. Bu artık kurlardan da faizlerden de çok daha önemli. Eğer borçlanmaya çıktığımızda yabancılardan beklediğimiz kadar kredi alamazsak, işte o zaman kriz başlamış olur” dedi. Borç parayı Çin’den de olsa Maçin’den de olsa bulmamız lazım.

ABD ise Brunson krizi ile Türkiye’ye adeta ölümü gösterip korkutuyor. Doların patlayacağını onlar da biliyorlardı. Sadece bununla da kalmıyorlar. F-35, Chinook, F-16, Patriot gibi konularda Türkiye’ye yaptırım öngören yasa tasarısı artık Trump’ın önünde, tek imzaya bakıyor.

Esas önemli gelişme ise Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası(EBRD), Dünya Bankası ve Uluslararası Finans Kuruluş’undan alacağımız kredilerin engellenmesiyle ilgili olan yasa tasarısı.

Çin usulca ve uzaktan olup bitenleri takip eder, kendine zemin yapar. Çin’i en iyi tanımlayan kelime “sinsilik”tir. Her zaman sevimli bir panda yavrusudur onlar.

Bu kuruluşlara sadece banka nazarıyla bakılması doğru olmaz. Bu kurumlar bizim için önemli kurumlar. EBRD denizlerimizdeki rüzgar enerjisi potansiyelini ölçen bir çalışma yapacak. Denizlerimiz rüzgar gülü açısından bakir bir alan. EBRD, ileride vereceği kredileri düşünerek böyle bir çalışmaya giriyor. Kredi veremeyecek olursa neden bir daha böyle projelerin altına girsin ki?

Bu ve bunun gibi yaptırımlar sadece kredi almamızı engellemez. İpin ucu daha da gelir. Fakat Trump çok sert oynuyor. Belki kendi egosunu tatmin ediyor, bilemiyoruz.

Türkiye’de, “ABD ile aram bozulursa Çin’e yaklaşırım” mantığı var. Berat Albayrak’ın gayet iyi zamanlanmış tweeti açıkça bunu gösteriyor zaten. “Dolar ile kredi alamazsam Çinli bankalardan yuan olarak kredi alabilir miyim?”. “Çin’in panda tahvilleri piyasasına girsek nasıl olur?” gibi şeyler düşünüyoruz. Türk lirası dolara nazaran yuan karşısında daha yavaş değer kaybettiği için ekonomi kurmaylarımıza yuan ile borçlanmak daha cazip geliyor. Tabi ki bir de dış finansman açığı var.

⇒Çin Bankaları Türk Firmalara Kredi Vermede Neden Hevesli?

Aylık bültenimize abole olun veri gazeteciliğine dayanan etraflı analizlerimizi kaçırmayın!

Türk lirası serbest düşüşte, çaresizce izliyoruz. Medyaya hiç birşey yansımıyor bile. Türkiye bu kadar zayıf duruma düşürülmemeliydi. Dolar yükseldikçe fakirleşiyoruz. Vatansever ve fedakâr milletimiz kötü yönetilmeyi hak etmiyor. Dış basın “Çin, Türkiye’yi satın alacak” yazamamalıydı. İş bu noktaya gelmemeliydi.

Şuanda yönetim piyasaların duymak istediklerini söylemiyor. Piyasalar daha da endişeleniyor. Merkez Bankası’nın bağımsızlığını kaybettiği düşüncesi, sıkı bütçe politikası uygulanmıyor oluşu, yapısal reformun ağza dahi alınmaması piyasaları ürkütüyor. Hal böyle olunca ekonomik realiteler tank gibi üstümüzden geçiyor.

Çin, Türkiye’nin düştüğü bu zor duruma nasıl bakıyor? Burası önemli. Fakat önce Çin’in uygulaya geldiği taktiklere göz atmakta fayda var.

Çin usulca ve uzaktan olup bitenleri takip eder, kendine zemin yapar. Çin’i en iyi tanımlayan kelime “sinsilik”tir. Her zaman sevimli bir panda yavrusudur onlar. Kuşak Yol Projesi bir sevimli pandadır mesela. Kredi verir, borca batırır. Zarar-yarar hesabını iyi yapmadıysan borcunu ödeyemezsin. O da senin petrolünü alır. Bunları yaparken de senin borç sürdürülebilirliğine bakmaz. “Kuşak ve Yol projesi çok güzel” demenle kalırsın.

Suriye meselesinde de kendilerine iyi zemin yaptılar. Nasıl mı? Susarak. Tek düşündükleri şey vardı. O da, savaştan sonra Suriye’yi yeniden inşa etmek. Bütün strateji bunun üstüne kuruluydu. Buna göre mevzilendiler zaten. Türkiye, inşaat sektöründe gayet iyi. Fakat Çinliler en avantajlı kendilerini görüyorlar. Çünkü Esad’dan, en önemli rakipleri Türk firmalara ihale çıkmayacağını düşünüyorlar.

Bu, Çin’in stratejisidir. “Süpergüç olacağım” demez Çin. “Süpergüç olacağım” derse karşısına, onu durdurmak için güç konulacağının farkındadır. Hep sinsidirler, derinden ve sessiz giderler. Bu onların hayatta kalma taktiğidir. Çinlilerin doğası böyle.

Eylem ve söylemleri birbirinden farklıdır. Söylemleri esas amaca işaret etmez. Amaca götüren bir araçtır. Bu yüzden de sıkça söylem ve eylemleri çelişir. Amaçlarını ortaya çıkaranlardan da hoşlanmazlar. Bir sonraki adımı atmadan önce, gerek kendi insanları gerek uluslararası toplum olsun önlerindeki planı engelleyici güçteki unsurları pasifize etmeyi planlarlar. Yani, gelecekteki admının ne olacağı ayrı şey, bu adımı atarken şartların uygun oluyor olması ayrı şey. Bu yüzden de toplumsal nabzı çok iyi tutar, çok iyi koku alırlar. Sorunları çıktığında değil çıkmadan bertaraf ederler.

Bu kısma değindikten sonra…

Peki, Çin’in sinsi ilerleme politikasından hiç saptığı oldu mu? Xi’nin hırsları yüzünden saptıkları oldu. Daha sabırlı olmaları gerekiyordu. “Made in China 2025” planı ABD’yi çok tedirgin etti. Trump’ın ticaret açığı veya kendi takıntıları ayrı bir yana, “Made in China 2025” ticaret savaşının fitilini yaktı. Peki Çinliler ne yaptı? Hatalarını anladılar ve kendi haber ajanslarına şunu dediler “Endüstriyel modernizasyon planından bahsetmekten kaçının. Amiyane tabirle, bunun adı tükürdüğünü yalamak veya yalamaya çalışmaktır.

Ticaret savaşının uzun vadede kazanını yüksek ihtimal Çin olur. Orası başka bir yazının konusu. Biz Çin’den Türkiye bu zor şartlarda nasıl görünüyor, ona bakalım.

Trump şuanda Türkiye’ye karşı çok sert oynuyor. Paraya ihtiyacımız var. Fakat kredi musluklarını kesmeye çalışıyorlar. Muhtemelen Çin’e yakınlaşmaya çalışacağımızı onlar da tahmin ediyor. Fakat Türkiye’yi gerektiğinde kendi saflarına çekmeyi kolay görüyor olabilirler.

Çin’in kafasındaki soru ise “ Nasıl olur da dikkat çekmeden, Türkiye’nin üzerinde nüfuzumu artırabilirim?” Bunun en kolay yolu borçlandırmaktır. Borç veren emir de verir.

Bir başka nüfuz artırma politikası, işleteceği nükleer santralleriyle enerji gibi önemli bir konuda Türkiye’yi kendine bağlamaktır. Çin, Avrupa’da bu stratejiyi elektrik şebekesi dağıtım şirketlerini satın alarak yapıyor. Bizde ise bunu Rusya ve Çin, nükleer santral projeleriyle yapıyorlar.

Türkiye’nin düştüğü durumu Çin, yuanin uluslararalılaşması için ayrı bir firsat olarak da görüyor. Bizim panda tahvili piyasasına girecek olmamız buna bir katkıdır. Hakeza, ikili ticarette yuan kullanacak oluşumuz da böyledir. Çin açısından, ABD Türkiye’yi ne kadar sıkıştırırsa o kadar iyi. En büyük sıkıntı, ABD’yi çok uyandırmadan Türkiye üzerindeki etkiyi artırmak. Çünkü ABD’nin Türkiye üzerinde çok büyük yaptırım etkisi var. Küresel güç olmak isteyen Çin, ABD’nin nüfuzunun azalmasını isteyecektir. Ticaret savaşlarıyla buna daha da odaklanmış vaziyetteler.

Bütün bu olanlar Türkiye Çin arasında samimi bir yakınlaşma oluşturmaz. Çin sadece parasının uluslarasında daha çok kullanılmasına, Kuşak Yol projesi kapsamındaki projelerinden elde edeceği gelire ve oluşacak nüfuz gücüne bakıyor.

Xi, Türkiye Yönetiminden Neden Haz Etmiyor?

Uygurlara sahte Türkiye pasaportu verildiği iddiası ve Reze Zarrab’ın Çin’deki haylazlıkları Türkiye’nin itibarını çok zedeledi. Medyanın 2015 yaz aylarındaki tutumu da unutulmuş değil. O zamandan beri Çin, Türkiye ile medya işbirliklerini ve kendisini Türkiye’de anlatmaya (Örneğin, Modern İpek Yolu dergisi aracılığı ile) daha fazla önem gösteriyor. China Today’in yurtdışında bir tane ofisi vardır o da Türkiye’dedir. Bu da ayrı bir işaret.

Bunlar yaşandıktan sonra zaten Çin, bireysel turistik vizeleri kaldırdı(En az 5 kişi). İş adamlarımızın vizelerine de sıkıntı çıkartmaya başladı.

En başta bu sıkıntılardan dolayı Xi, Türkiye yönetiminden çok haz etmiyor.

Bu Süreçte Ne Yapmalıyız?

ABD olmazsa Çin’e yaklaşırız mantığı doğru değil. Çin bize yakınlaşmaz. En fazla, amaçlarına ulaşmak için stratejik bir parça olarak görürler.

Çin’e yakınlaşmaya çalışmak veya ordan kredi bulmak bizim sıkıntılarımızı çözmez. Bizim sıkıntımız basın özgürlüğünün olmayışı, yargıya güvenin olmayışı, güçler ayrılığının çok yara alması, Sayıştay gibi önemli kurumlarımızın görevlerini ifa edememesidir. Türkiye ekonomik sıkıntılarını çözebilmek için birlik beraberlik ruhu içerisinde demokrasiyi ve demokrasi kültürünü geliştirmesi gerekmektedir.

Gerçek demokrasiye dönüş yapmamız biraz zor görünüyor.

Bu süreçte Türkiye, Çin eksenine biraz daha kayabilir. Çinliler de bizim onlara usulca yaklaşmamızı isteyeceklerdir. Bu manada eğer Türkiye kamuoyunda özellikle sosyal medyada Çin’e yakınlaşmadan rahatsızlık duyulduğu yansırsa bunu bertaraf etmek için vizeleri kolaylaştırabilirler.

Türkiye’nin ağzına bal çalacaklardır. Bunu da ABD’ye çok hissettirmeden yapmak isteyeceklerdir. Yunus Emre Enstitüsü’nün açılması için başvuru 2017 Mayıs’ta yapılmış ve 4-5 yıl alabilceği söylenmiş. Fakat aradan bir buçuk yıl gibi süre geçtikten sonra Yunus Emre Enstitüsü için onay geldi. Büyükelçi bunu dostane ilişkilere bağlıyor. Fakat esas sebep, Çin’in Türkiye’yi kendi tarafına biraz daha çekme düşüncesidir.

Bu süreçte Türkiye kamuoyu  Çin’i eleştirirse,  Çin’in de bazı politikalarında yumuşamaya gidebileceğini düşünüyoruz. ABD ile ilişkiler zaten bozukken, ticaret savaşı sebebiyle Çin uluslararası toplumu daha fazla yanına çekmeye çalıştığı bir zamanda Türkiye’ye daha yumuşak davranacaklardır. Bu yüzden bilhassa bu dönemde Çin’in eleştirilmesi gerekiyor.Çin’i kritiğe tutmuyor oluşumuz başlı başına sıkıntı.

⇒Türkiye’deki Konfüçyüs Enstitüleri Kapatılmalı Mı?

Uyguladığımız politikalar bizim sıkıntılarımızı çözmez. Sıkıntılarımızı çözmek için demokrasimizi yeniden inşa etmeliyiz.

Gidişat çok farklı istikamette. Madem ki böyle bir yola girdik, Çin’in dünyaya bakış açısını ve gereksinimlerini iyi değerlendirmemiz gerekiyor. Sadece kredi temin etmekle kalmayalım. Eğer akıllı davranabilirsek işte o zaman Çin’den hasat toplayabiliriz. Bunun için tam da bu zamanda Çin’in eleştirilmesi gerekiyor. Özellikle sosyal medya tarafından. Huzursuzluk oluştuğunda “Türkiyelileri nasıl kazanıraz” diye düşüneceklerdir. Ticaret savaşı işin rengini değiştirmiş durumda.

Yukarıda kartal, aşağıda sevimli gözüken panda. Her ikisi de bizim yaralarımız olduğunu biliyor.

Ve biz yaralarımızı sarmak için yanlış merhemler kullanıyoruz. Bizimkisi, ısrarla yanlış yolu gösterenlere nacizane bir tavsiye.

Bu Yazıyı Alıntıla:  

China Pulse, "ABD Yaptırımları Türkiye-Çin İlişkilerini Nasıl Etkiler?," China Pulse, 9 Ağustos 2018, https://cinnabzi.com/abd-yaptirimlari-turkiye-cin-iliskilerini-nasil-etkiler/.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here